Kamusal Alanlarda Bireysel Oturma Odaları
Karşıdan bir elinde telefonu diğer elinde kahvesi ya da sigarası ile gelen birisi. Gözü tabii ki telefonunda. Kaldırımın tam ortasında durup sohbet eden ya da telefonundan konum bulmaya çalışan kişiler. Yürürken mesaj yazabileceğine derin inanış geliştirmiş kişiler, Motosikletiyle kendisine neresi uygunsa gidip bir taraftan da telefonuna bakan kişiler. Ortak, toplumsal, kamusal alanlarda sadece kendisi varmış gibi davrananların sayısı giderek artıyor.
• Kendini izole etmek: Topluma açık alanlarda çok farklı insanlarla yüzyüze gelmek, onlarla kısa karşılaşma anları yaşamak kaçınılmaz. Ancak belli ki çoğu kişi için bu karşılaşmalar çok da tercih edilmiyor. Son yıllarda giderek artan “yankı odaları” olgusu toplumsal alanlarda da devam ediyor. Bireyler benzer görüşlere sahip, benzer zevklere sahip kişilerle iletişim içinde olmayı tercih ediyorlar. Yankı odalarında herkes birbirinin yankısı gibi. Ötekinin beğenilerini merak etmek değil de istenilen müzikler, istenilen videolar, istenilen kişilerle yazışmalar çemberinde dönen bir yaşam. Kişi sürekli kendini doğrular bir konuma geliyor. Çevrede olup bitene karşı farkındalık giderek azalıyor mu? Örneğin telefona bakarken karşıdan gelen kişiye çarpabilirsiniz ya da yer bekleyen bir yaşlıyı gözden kaçırabilirsiniz.
• Uyaran sayısının fazlalılığı: İçinde bulunmak zorunda kalınan alanlar genellikle fazlasıyla kalabalık, gürültülü ve hareketli. İnsan beyninin bu kadar çok uyaranı işlemleyip ona uygun tepkiler geliştirmesi olanaksız. Üstelik insan beyninin aynı anda birkaç işlemi yapamadığı da kanıtlanmış durumda. Dolayısıyla daha baş edilebilir sayıda uyaran yaratmak için kişinin çevresiyle arasına bir filtre koyması gerekebilir. Bu da yine kendisinin kontrol edebildiği uyaran miktarıyla sağlanabilir.
• Video oyunlarının etkisi: Video oyunlarındaki amaç genellikle bir hedefe ulaşmak ve o hedefe giden tüm engelleri aşmaktır. Bu algı muhtemelen kamusal alanlara da taşınıyor. Örneğin metro durağına yetişilecekse yoldaki insanlar birer birey gibi değil birer engel gibi algılanabilir, dolayısıyla kibarca geçiş izni istemek yerine doğrudan engelin üzerine yürünebilir.
• Güven duygusunun azalması: Toplumda kişilerin birbirlerine olan güvenleri de kurumlara olan güvenleri de giderek azalmış durumda. Üstelik yapılan birçok zarar veren eylemin hiçbir bedeli yok. Motosikletle kaldırımda giden bir yayaya çarpsanız muhtemelen ceza almazsınız. Bu kavrayış kişinin yazılı ve yazısız birlikte yaşama kurallarını daha rahat bozmasına yol açıyor: “Ben kendimi kollamazsam, öncelemezsem bunu başka kimse yapmaz!” ya da “Nasılsa bir şey olmaz!”
• “Herkes yapıyor!” Toplumda bir kişinin yaptığı ve ayıplanma, yadırganma gibi bile olsa bedel ödemediği “bireysel konfor” davranışları doğal olarak yayılıyor. “Bir ben dikkat etsem ne değişecek ki? Madem herkes yapıyor…”
• Tanınmıyor olmak: Kişi yakın çevresinden kişilerin bulunmadığı, ortamlarda daha sınırsızca daha kuralsızca davranabiliyor. “Kim görecek ki?”
Birlikte yaşamak
Birlikte yaşamak ve bunun yazılı/yazısız kurallarına uymak bireysel seçimlerin ötesinde bir gerçeklik. Kamusal alanlarda bireysel oturma odaları yaratmak, uzun vadede ayrışmayı, duyarsızlaşmayı da beraberinde getirebilir. Kamu alanlarını oturma odasına çevirmek farklı ve ilginç karşılaşmalara olanak tanıyabilir. Büyük parklar, parklardaki satranç köşeleri, mahallelerde aşure pişirme günleri, gençlerle yaşlıların enerji ve deneyimlerini birleştiren projeler, kişinin kendisini değerli hissedeceği etkinlikler (Mattering yazımıza bakabilirsiniz) hepimizin gözümüzü önünüzdeki ekrandan karşımızdakinin gözüne yönlendirebilir.
• Kendini izole etmek: Topluma açık alanlarda çok farklı insanlarla yüzyüze gelmek, onlarla kısa karşılaşma anları yaşamak kaçınılmaz. Ancak belli ki çoğu kişi için bu karşılaşmalar çok da tercih edilmiyor. Son yıllarda giderek artan “yankı odaları” olgusu toplumsal alanlarda da devam ediyor. Bireyler benzer görüşlere sahip, benzer zevklere sahip kişilerle iletişim içinde olmayı tercih ediyorlar. Yankı odalarında herkes birbirinin yankısı gibi. Ötekinin beğenilerini merak etmek değil de istenilen müzikler, istenilen videolar, istenilen kişilerle yazışmalar çemberinde dönen bir yaşam. Kişi sürekli kendini doğrular bir konuma geliyor. Çevrede olup bitene karşı farkındalık giderek azalıyor mu? Örneğin telefona bakarken karşıdan gelen kişiye çarpabilirsiniz ya da yer bekleyen bir yaşlıyı gözden kaçırabilirsiniz.
• Uyaran sayısının fazlalılığı: İçinde bulunmak zorunda kalınan alanlar genellikle fazlasıyla kalabalık, gürültülü ve hareketli. İnsan beyninin bu kadar çok uyaranı işlemleyip ona uygun tepkiler geliştirmesi olanaksız. Üstelik insan beyninin aynı anda birkaç işlemi yapamadığı da kanıtlanmış durumda. Dolayısıyla daha baş edilebilir sayıda uyaran yaratmak için kişinin çevresiyle arasına bir filtre koyması gerekebilir. Bu da yine kendisinin kontrol edebildiği uyaran miktarıyla sağlanabilir.
• Video oyunlarının etkisi: Video oyunlarındaki amaç genellikle bir hedefe ulaşmak ve o hedefe giden tüm engelleri aşmaktır. Bu algı muhtemelen kamusal alanlara da taşınıyor. Örneğin metro durağına yetişilecekse yoldaki insanlar birer birey gibi değil birer engel gibi algılanabilir, dolayısıyla kibarca geçiş izni istemek yerine doğrudan engelin üzerine yürünebilir.
• Güven duygusunun azalması: Toplumda kişilerin birbirlerine olan güvenleri de kurumlara olan güvenleri de giderek azalmış durumda. Üstelik yapılan birçok zarar veren eylemin hiçbir bedeli yok. Motosikletle kaldırımda giden bir yayaya çarpsanız muhtemelen ceza almazsınız. Bu kavrayış kişinin yazılı ve yazısız birlikte yaşama kurallarını daha rahat bozmasına yol açıyor: “Ben kendimi kollamazsam, öncelemezsem bunu başka kimse yapmaz!” ya da “Nasılsa bir şey olmaz!”
• “Herkes yapıyor!” Toplumda bir kişinin yaptığı ve ayıplanma, yadırganma gibi bile olsa bedel ödemediği “bireysel konfor” davranışları doğal olarak yayılıyor. “Bir ben dikkat etsem ne değişecek ki? Madem herkes yapıyor…”
• Tanınmıyor olmak: Kişi yakın çevresinden kişilerin bulunmadığı, ortamlarda daha sınırsızca daha kuralsızca davranabiliyor. “Kim görecek ki?”
Birlikte yaşamak
Birlikte yaşamak ve bunun yazılı/yazısız kurallarına uymak bireysel seçimlerin ötesinde bir gerçeklik. Kamusal alanlarda bireysel oturma odaları yaratmak, uzun vadede ayrışmayı, duyarsızlaşmayı da beraberinde getirebilir. Kamu alanlarını oturma odasına çevirmek farklı ve ilginç karşılaşmalara olanak tanıyabilir. Büyük parklar, parklardaki satranç köşeleri, mahallelerde aşure pişirme günleri, gençlerle yaşlıların enerji ve deneyimlerini birleştiren projeler, kişinin kendisini değerli hissedeceği etkinlikler (Mattering yazımıza bakabilirsiniz) hepimizin gözümüzü önünüzdeki ekrandan karşımızdakinin gözüne yönlendirebilir.